Beni Instagram'da da takip edin! @hayatbirhatira

Salı, Mayıs 21, 2019

Bir Delinin Hatıra Defteri - Erdal Beşikçioğlu

Mayıs 21, 2019 13 Comments

Erdal Beşikçioğlu'nun sıkı bir hayranıyım. Bu hayranlığım Behzat Ç. izlemem ile başladı dersem yalan olmaz sanırım. On küsur senedir tek başına oynadığı "Bir Delinin Hatıra Defteri" oyununu izlemeyi çok istiyordum. 2014 yılında Ankara'da yaşarken devlet tiyatrosu sahnesinde oynanıyordu oyun. Fakat bilet bulmak neredeyse imkansızdı. İnternetten almak zaten mümkün değildi. Gişeden almak için ise insanlar sabah saat 6'da sıraya giriyorlardı. Nitekim bir türlü gidemedim. İstanbul'a yerleşince oyunun İstanbul'da da oynandığını öğrendim fakat bu sefer de biletler bir hayli uçuktu. Genelde de Avrupa Yakası'nda oluyordu. Birkaç ay önce tesadüfen internette gezinirken karşıma çıktı. Ve oyun tam da doğum günümde, hem de Bostancı'daydı. Bu benim için harika bir doğum günü hediyesiydi. Ve uzun yıllar sonra oyunu izleme şansına eriştim. Tek kelimeyle muhteşemdi. Zaten hayranı olduğum Erdal Beşikçioğlu'na bir kez daha hayran oldum.

Sahnenin ortasında bir vinç, fonda bazı kafa içi sesleri, bir yandan da sahne sis içindeydi. Salon kapıları açılıp seyirciler salona girmeye başladığında sahnedeki vinçte sallanan bir ayak gördüm. Oyunun vinç üzerinde geçtiğini bildiğimden acaba Erdal Beşikçioğlu mu diye düşündüm fakat emin olamadım. Çünkü sallanan ayak hiç kıpırdamıyordu. Fakat yarım saat sonra oyun başladığında vinç üzerinde hareketlenip ayaklandı. Harikaydı. Oyun boyunca hiç susmaı, hiç es vermedi. Bir deliyi canlandırmıyordu da adeta gerçek bir deliyi yaşıyordu. Vinç üzerinde yaptığı akrobatik hareketler ha düştü ha düşecek dedirtti. Baş aşağı sarkıyordu fakat sesinin tonunda en ufak bir değişim en ufak bir zorlanma yoktu. Kesinlikle çok iyiydi. Anlatılmaz yaşanır, ölmeden yapılacaklar listesine eklemekte fayda var ;)

Rus yazar Nikolay Vasilyeviç Gogol’un 1842’de kaleme aldığı “Bir Delinin Hatıra Defteri”, tek perdelik tek kişilik bir oyun olarak sahneleniyor. Oyunun konusu, Rus Çarı 1. Nikolay zamanında çevresi tarafından sürekli aşağılanan ve alay edilen bir devlet memuru olan Aksenti Ivanoviç Popçirin’in, yaşadığı sıkıcı ve tekdüze hayatta müdürünün soylu kızına aşk duymaya başlamasını, kızın bir asilzadeyi sevdiğini öğrenmesi üzerine yaşadığı psikolojik gel-gitler sonrasında, kendisini “İspanya Kralı” zannetmesini ve akıl hastanesine kapatılmasını konu ediyor. 

Son olarak bu oyun için hazırlanmış bir videoyu eklemek istiyorum.


Cumartesi, Mayıs 11, 2019

Bugün benim doğum günüm!

Mayıs 11, 2019 26 Comments

11 Mayıs benim doğum günüm...
Bu gün doğduğumdan mıdır bilinmez mayıs ayı en sevdiğim ay, ilkbahar mevsimi en sevdiğim mevsimdir.

Bir yıl daha geçti nasıl geçtiğini anlayamadan. Sadece bana mı böyle geliyor bilmiyorum, zaman çok çabuk geçiyor ve bu da beni biraz korkutmuyor değil :') 

Yepyeni bir yaş, yepyeni dilekler...
Huzur, sağlık ve mutluluk eksik olmasın.
İyi ki doğdum! 🌸


Çarşamba, Mayıs 08, 2019

Sarmaşık

Mayıs 08, 2019 6 Comments

Sarmaşık bir Tolga Karaçelik filmi. Daha önceki Kelebekler yazımda da söylediğim gibi bu yönetmenin işlerini seviyorum. Sarmaşık’ı Kelebekler’den sonra izledim. Çok beğendim. Bu sefer daha derin mesajları vardı filmin. Filmdeki sahneler ile ilgili birçok yorumda bulunulmuş, birçok yorum da bana gayet anlamlı geldi. Tabi ben spoiler vermemek adına bunlardan bahsetmeyeceğim. Ama genel olarak filmin konusundan söz etmek gerekirse;

Afrika'ya gitmekte olan bir geminin sahibi armatör iflas eder ve o sırada gemisindeki mürettebattan 6 kişi gemide kalmak zorunda kalır. Zira deniz hukuku gereği gemide kalmak zorundadırlar ve hiçbir yere kıpırdayamazlar. 5 gemici ve bir de kaptandan oluşan mürettebat bu huzursuz bekleyişte hiyerarşik güç mücadelesine girerler. 

Film üç kısımdan oluşuyor. Her bölüm başlamadan önce bazı dizeler görünüyor siyah ekranda. Ve bu dizeler benim çok hoşuma gitti. Burada da paylaşmak istiyorum. 

I. 
Direkler eğik, burnumuz batmış suya
İnsan düşmanının sillesinden kaçar ya
Soluğunu ensesinde duya duya
Ve koşar başını hiç kaldırmadan
Gemi öyle koştu, rüzgâr öyle coştu
Kaçtık güneye hiç durmadan

II.
Birden rüzgar dindi, tüm yelkenler indi
Yoğun bir hüzün çöktü herşeye
Ağırlığı hissettik, rasgele sözler ettik
Sırf denizin sessizliği bozulsun diye

III.
Nasıl ıssız yolda yürürken birisi
Adımlarını korku ve dehşetle atar
Ve dönüp ardına baktıktan sonra
Çevirip de başını bakmazsa tekrar
Çünkü bilirse bir adım gerisinde
Kendisini izleyen bir şeytan var

Çarşamba, Mayıs 01, 2019

Sakura Zamani Geldi! - Baltalimani Japon Bahcesi

Mayıs 01, 2019 14 Comments
Sakura ağacı, Mart sonunda çiçek açmaya başlıyor ve Nisan boyunca çiçeklerini dökmüyor. Fakat bu sene bahar geç geldiğinden çiçekler de biraz geç açtı. Şu sıralarda da hala daldalar. 
Bilenler vardır, İstanbul’da Baltalimanı’nda bir Japon Bahçesi var. Bu bahçede de sakura ağaçları bulunmakta. Sakura ağaçlarının Japonlar için önemini şu yazımda anlatmıştım. Dilerseniz okuyabilirsiniz. Ben buraya 21 Nisan’da gittim ve sakuraların hepsi açmıştı. 


1972 yılında Japonya’nın Shimonoseki şehri ile İstanbul arasında kardeş şehir anlaşması yapılıyor. Bu anlaşmanın sebebi iki şehrin birbirine çok benzemesi oluyor. 2003 yılı ise Japonya’da Türk Yılı olarak ilan ediliyor, bu yılın şerefine Shimonoseki tarafından İstanbul’da bu güzel bahçe kuruluyor. Bahçe uzun süre kapalı kalıyor, çok rağbet görmüyor, belki yeteri kadar da bakım yapılmadığı için insanlar tarafından keşfedilemiyor. 2015 yılı ise, Ertuğrul Fırkateyni’nin 125. yılına denk geliyor, bu sebeple iki şehir birleşip, bahçeyi ortaklaşa restore ediyorlar. 2009 yılında ise, bu bahçenin karşılığı olarak, buradan gönderilen lale soğanları ile Shimonoseki’de Türkiye Lale Bahçesi açılıyor.




Japon Bahçesi Baltalimanı sahilinde, yaklaşık 6bin m2’lik alan içerisinde yer alıyor. Bahçeye giriş ücretsiz, haftanın her günü yazın 19:30, kışın 17:00 saatlerine kadar ziyaret edilebiliyor.





Cuma, Nisan 26, 2019

Kadıköy de Yemek Yenecek Mekanlar

Nisan 26, 2019 6 Comments

Kadıköy'ü çok sevdiğimi her fırsatta söylüyorum. Benim için İstanbul'da gitmekten en zevk aldığım semt. Özellikle de Moda taraflarına ayrı bir hayranım. İstanbul'da yaşamaya başladıktan sonra Kadıköy'e her gidişimde yeni yerler, yeni mekanlar, yeni kafeler denemeye çalıştım hep. Çünkü öyle çok birbirinden güzel, kendine has ve harika ambiyansları olan mekanlar var ki, içinden çıkasınız gelmiyor. Ben de internetten keşfettiğim ya da çevremden duyup merak ettiğim yerlere gittim. Kimisini gerçekten çok sevdim. Kimisini de abartıldığı kadar sevemedim. Şimdi buradan yemek yemeyi çok seven biri olarak kendi yorumlarımı paylaşıp, gitmek isteyenlere de küçük tavsiyeler, iyi kötü birkaç fikir vermiş olacağım.


Bütme Evi

İlk zamanlar bütme ne ki acaba diye kafamızda soru işareti bıraktığındandır belki de, önünden baya gelip geçmemize rağmen bir türlü girip de bütme tatmamıştık. Sonra ne olduysa bir gün girdik ve giriş o giriş, epey bir süre buraya gelmeye devam ettik. Bütme aslında bir çeşit bildiğimiz gözleme desek yanlış olmaz herhalde. Sadece gözleme hamurundan biraz daha ince oluyor hamuru. Bir sürü de çeşidi var: kıymalı, patatesli, kaşarlı, ıspanaklı, patlıcanlı, mercimekli... Nedense kıymalı ve patatesliden başkasını denemedim ama diğer çeşitlerin de çok güzel olduğunu söylüyor deneyenler. Siparişinizden önce masaya yoğurt, tereyağı ve turşu geliyor. Bütmeler yağsız şekilde masaya geliyor, isteyen tereyağı sürebiliyor. Bir de kendi yaptıkları ayran var. O da tadılmalı. Bunların haricinde çorba çeşitleri, zeytinyağlı atıştırmalıklar ve ev mantısı da mevcut. Mantısını ve özellikle karışık zeytinyağlı tabağını tavsiye ederim.

Dürümcü Emmi

Burayı da instagram'dan görmüştüm. Kapısında sıra olunan bir mekan. İnsanlar masa boşalsın da biz oturalım diye kapıda sıraya giriyorlar. İlk defa böyle bir şeye şahit olmuştum. Ama sonra başka mekanlarda da rastladım bu duruma. Buraya kısaca kaliteli bir Antep Sofrası diyebiliriz. Beyran çorbası da denenmesi gerekenlerden.

SNOB - Street Food Bar

Son zamanlarda burger'cı furyası sardı her yeri. SNOB ilk denediğimiz hamburgercilerdendi ve tek kelimeyle enfesti. Ayrıca parmesanlı patates kızartması da bir harika. Hamburgerin yanında getirdikleri küçük mısır koçanı da çok tatlı bir ayrıntı :) Bu arada bizce hamburgerciler arasından SNOB açık ara önde, fırsat bulursanız deneyin derim.

Mini Eatery

Burası da burgercılardan küçük bir mekan. Adından da anlaşılacağı üzere hamburgerler minik boy. Biraz meraktan gittik açıkçası. Fakat benim pek hoşuma gitmedi. İlk neden porsiyon-fiyat dengesizliği oldu, ikinci neden ise hamburger köftesinin az pişmiş olmasıydı. Bilmiyorum belki arzuya göre fazla da pişirme seçeneği vardır ama ben umduğumu bulamadım.

Bob Best of Burger

Hamburgeri güzel, yine küçük bir dükkan. Köftesi benim pek hoşuma gitmedi. Buradaki en önemli detay siyah eldivenler sanırım. Hamburgerin yanında eldiven veriyorlar. Baya orijinal. Fakat benim aklım snob'ta tabi :)

Çiya Sofrası

Biraz fazla abartıldığını düşünüyorum. Büyük beklentiyle gidip hüsrana uğramıştık. Burayı özel yapacak bir yemekleri yok. Herhangi bir antep sofrasıyla eşdeğer diyebilirim.

Pide Sun

İşte vazgeçemediğimiz tat :) Burası bir Samsun pidecisi. Samsun'a gitmedim, oradaki pideler nasıl bilmiyorum ama Pide Sun'dakiler çok iyi. Pide çeşitleri o kadar çok ki karar vermekte zorlanıyorsunuz. Porsiyonlar fazlasıyla doyurucu. Hizmet - lezzet - fiyat olarak da gayet hakkını veriyor. Vedat Milor da burayı ziyaret etmiş ve çok memnun kalmış.

Çinili Taş Fırın

Lahmacunu çok iyi. İki çeşit lahmacunu var. Gaziantep lahmacun ve Nar ekşili cevizli lahmacun olmak üzere. Pide ve çorba çeşitleri de mevcut. Buraya lahmacun yemeye gidilir. Fiyat olarak biraz tuzlu diyebilirim.

Ciğerci Hulusi

Ciğer seviyorsanız gideceğiniz tek mekan diyebilirim. Ciğerler çöp şiş şeklinde geliyor. Çöp şişlerin yanında gelen mezeler ise hayret verici. Sadece bu mezeler ile bile doyulabilir. Ciğeri sevmeyenler için tavuk da bulunuyor. Hizmet de gayet güzel.

Borsam Taşfırın

Burası da Kadıköy'ün en meşhur lahmacuncularından.

Pazar, Nisan 21, 2019

En Güzel Müzikler #7

Nisan 21, 2019 11 Comments
Yeni müzikler paylaşmanın zamanı geldi. Uzun zamandır dinlediğim müziklerin yanında son zamanlarda dinlediklerimi de paylaşacağım. Az çok müzik zevkim belli oluyordur. Benimle müzik paylaşımında bulunmak isteyen olursa seve seve kabul ederim. Ruhu beslemenin en güzel yollarından biri sonuçta... Bizlerin de ruhumuzu beslemeye oldukça çok ihtiyacımız var. Paylaştığım müziklerden bir tanesi bile birilerine iyi geliyorsa ne mutlu bana :)

Cuma, Nisan 12, 2019

Kelebekler

Nisan 12, 2019 12 Comments

Kelebekler bir Tolga Karaçelik filmi. Sundance film festivalinden ödül almış bir film aynı zamanda. Film çok sevildi, çok konuşuldu. Bilenleriniz vardır, Tolga Karaçelik'in ilk filmi Gişe Memuru. Çekildiği zamanlarda epey konuşulmuştu. Bir de Sarmaşık diye harika bir filmi daha var. Ona başka bir yazıda değineceğim. Ben izlerken biraz tersten gittim. Kelebekler, Sarmaşık ve en son Gişe Memuru'nu izledim. Açıkçası ilk iki filmden aldığım tadı sonuncusundan alamadım.

Tolga Karaçelik Kelebekler'de sıradan olabilecek bir aile hikâyesini hem çok katmanlı hem de zıpır ve ötesi bir şekilde karşımıza sunmuş. Filmdeki absürdlükler öylesine köklü ve öylesine toprağa sıkı sıkı bağlı ki anlayabiliyorsunuz. Filmdeki olağan dışı şeylerin her biri aslında mantık içeriyor; ilk etapta 'mantıksız' gelse de taşlar öylesine güzel oturuyor ki senaryoya hayran kalıyorsunuz. Diyaloglar öylesine zeki, yaratıcı ve mizahla dolup taşıyor ki filmi uçurmuş, başka bir yere götürmüş.

Üç kardeşin yolları yıllar önce ayrılmış. Aradan geçen 30 yılın ardından babaları çocuklarını bir araya getirmek istiyor ve onları Hasanlar Köyü’ndeki evlerine geri çağırıyor. Kardeşlerden en büyüğü Cemal, onları alıyor ve nedenini bilmedikleri bir yolculuğa çıkarıyor. Üç kardeş köye gittiklerinde ise babalarının öldüğünü öğreniyorlar. Babaları, köyün acayipliklerinden biri olan kelebeklerin gelişinde gömülmeyi vasiyet etmiş. Birbirlerini çok az tanıyan kardeşler köyde kaldıkları süre boyunca yaşadıkları olaylarla kendilerini, birbirlerini ve babalarının kim olduğunu anlamaya çalışıyorlar.

Filminin oyuncu kadrosunda Bartu Küçükçağlayan, Tuğçe Altuğ, Tolga Tekin, Serkan Keskin, Hakan Karsak, Ezgi Mola ve Ercan Kesal gibi oyuncular yer alıyor.

Bu arada Bartu Küçükçağlayan’ın kendisini oynadığı “Bartu Ben” dizisinin yönetmeni de Tolga Karaçelik. Dizi sadece internette yayınlanmıştı. Biraz sıradışı bir diziydi, değişik bir kafası vardı. 

Ben Tolga Karaçelik’in tarzını seviyorum. Siz de yaptığı işlere bir göz atarsınız belki :)

Salı, Nisan 09, 2019

Blog Takip Etkinliği 2019

Nisan 09, 2019 24 Comments

Herkese merhaba! DeryaSoygül ve arkadaşları yepyeni bir blog keşif etkinliği başlatmışlar. Birbirimizi takip etmenin, hem yeni dostlar edinmek adına; hem de bloglarımıza katkı sağlaması gerçeği tartışılmaz. Bu yüzden bu etkinliğe ben de katıldım. Sizler de katılmaz isterseniz eğer yapmanız gerekenler şunlar;

  • Listedeki blogları takip etmek. Blogspot bloglarını gfc izleyiciler kısmından, wordpress bloglarını e-mail aboneliği ile. 
  • Takip ettiğiniz bloga yapacağınız bir yorumla katıldığınızı bildirmek, profilinizde blog linkiniz yoksa belirtmek. 
  • Listenin sonuna kendi adınızı ekleyip bloğunuzda yayınlamak ve bu şekilde etkinliği devam ettirmek. 
  • Takipten ASLA çıkmamak!!! Sağlam ve uzun soluklu dostlukların anahtarı güven ve dürüstlüktür.

Bloglar Listesi

http://bipudra.com
https://www.deriasworld.com
https://www.deryasoyguel.com
https://www.deryaninsporgunlugu.com
https://esratakim.blogspot.com
https://kelebeketkisi39.blogspot.com
https://www.lerzankaradan.com
https://www.renkliblogsayfam.site
https://sakuramevsimi.blogspot.com


Pazartesi, Nisan 08, 2019

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş - Jose Saramago

Nisan 08, 2019 8 Comments


Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, Portekizli yazar Jose Saramago’nun ölümün olmadığı bir ülkeyi anlattığı romanı. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Başlarda okumakta çok zorlandım hatta bir ara bıraktım. Çünkü bitmek bilmeyen virgüllü cümleler, iç içe geçmiş diyaloglar ve hiç paragraf olmaması beni çok zorladı. Fakat başladığım bir kitabı yarım bırakmayı sevmediğimden kaldığım yerden devam ettim. Ve asıl hikaye kitabın yarısında başlıyor. Buradan sonra da kitap akıp gidiyor zaten. Ölüm ya da ölümsüzlük hep merak konusu olmuştur ve kitapta bunların sonucunda yaşanabilecek durumları yazar bizlere sunuyor. Güzel bir kitap. Diğer kitaplarını okumadığım için bir kıyaslama yapamıyorum. Ama diğer kitapları da bu kitaptaki gibi okuma açısından zor mu merak ediyorum. Çoğu yerinde bir haber bülteni okuyormuş hissine kapıldım. Ve bu da beni biraz sıktı açıkçası. Ama kitabın konusu çok iyi, okumakta zorlansanız bile kesinlikle merak uyandırıyor. 

Cumartesi, Nisan 06, 2019

Kartpostal Koleksiyonum Büyüyor

Nisan 06, 2019 16 Comments


Bir kere kartpostallaşmaya başlayınca bırakmak istemiyor insan. Bunun heyecanı bambaşka. Dünyanın her yerinden kartpostal almak istiyorum! :) Bıkmadan uzun yıllar devam edebileceğim bir hobi bu sanırım..

Her yeni gelen kartpostalı paylaşmaktan da ayrı bir keyif duyuyorum. Kartpostallar ile gelen pullar da ayrı bir harika!









Beni en çok mutlu eden kartpostal bu oldu. Çünkü Japonya'dan mektup arkadaşım Ayaka bana yılbaşında bu kartı göndererek sürpriz yapmıştı :)



Postcrossing.com'dan Finlandiya'dan gelen sürpriz kart :)

Salı, Mart 26, 2019

Kartpostal Nasıl Yazılır?

Mart 26, 2019 32 Comments

Mektuplaşmayı ve kartpostal gönderip almayı ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz :) Bu sefer de kartpostalları nasıl yazıyorum, nasıl hazırlıyorum, nerelerden kartpostal alıyorum ondan bahsedeceğim.

Öncelikle kartpostallarımı nerelerden aldığıma da biraz değineceğim. Bu zamana kadar kartpostal satan yerleri görüp artık kartpostal mı kaldı diye düşünürdüm ve hiç ilgimi çekmezdi. Şimdiyse takdir edersiniz ki dolaşırken ilk baktığım şey kartpostallar oluyor. Harika kartpostallar var. Fakat hepsini her zaman bulamayabiliyorum. Genelde Türkiye'den çeşitli görseller içeren kartpostallar her kırtasiyede bulunabiliyor. Fakat bu işe girince bununla yetinmiyor insan :) Hep daha güzelini arıyor...


Bilenleriniz vardır, Kadıköy'de Rexx'in karşısında Liman diye küçük tatlı bir dükkan var. İlk kartpostallarımı buradan almıştım. Bazen küçük hediyeler kazanabiliyorsunuz buradan alışveriş yaptıkça. İnsanın tekrar tekrar gidesi geliyor :) Yine Kadıköy'de daha önce birçok kez girdiğim ama sonradan farkettiğim Shoko'da harika kartpostallar var. En çok kartpostalı buradan almışımdır herhalde. Aynı tür kartpostallar başka yerlerde 4-5 tl iken Shoko'da 2 tl olduğu için kartpostal alışverişi yapacağım zaman burası ilk tercihim oluyor.

Kendi hazırladığım kartpostallarım.
Kartpostal yazmaya başlamadan önce pulları yapıştırmanın yararı var. Çünkü bazen pulları yazılarınızın üstüne yapıştırmak zorunda kalabiliyorsunuz. Kartpostal yazarken genelde kendimle ilgili genel şeylerden bahsediyorum. Adım, nerede yaşadığım, yaşım, işim ve birkaç hobimden kısaca bahsediyorum. Belki de bir şarkı tavsiyesi ekliyorum. Çeşitli bantlar ve stickerlarla süsleyerek kartpostalımı hazır hale getiriyorum. En son yapılacak tek şey PTT'ye gidip kartı göndermek oluyor.

Perşembe, Mart 14, 2019

Polonezköy: Küçük Polonya!

Mart 14, 2019 17 Comments
Mart ayının gelişiyle bahar da kendini iyice belli etmeye başaldı. Böyle güzel havalarda kırlara, bağlara, bahçelere gidesi geliyor insanın... Benim aklıma ilk gelen yerlerden biri Polonezköy! Polonezköy eski adı "Adampol" olan bir Polonyalı köyü. Doğayla iç içe olmak, kendinizi yeşile boğmak istiyorsanız doğru adres!



Küçüklü büyüklü birçok restoranda sabah kahvaltısı ile güne başlayabilirsiniz, biz öyle yapmıştık. Karcma Kriha isimli restoranda kahvaltımızı ettik, memnun da kaldık. Buradaki birçok restoran Polonyalıların. Kendinizi gerçekten farklı bir diyarda hissediyorsunuz. 
Kahvaltıdan sonra tabii ki güzel bir orman yürüşüyü yapmak yapılabilecek en güzel şeylerden biri. Bunun için özel olarak 5 km'lik bir yürüyüş parkuru yapılmış. Bu parkurda yürüyüş yaparken doğayla hiç olmadığınız kadar iç içe hissediyor insan. Şanslıysanız yürüyüş yaparken yabani kuşlar, geyikler, sincaplar da görebilirsiniz.



Polonezköy'de ziyaret edilecek yerler arasında 1900-1914 yılları arasında inşa edilmiş olan Czestochowa Meryem Ana adını taşıyan kilise, içerisinde Mehmet Sadık Paşa'nın eşinin mezarı da bulunan Polonezköy Mezarlığı, ATATÜRK'ün Polonezköy'ü ziyareti esnasında kaldığı ev, köyün 150'nci kuruluş yıldönümünde açılan ve Polonezköy tarihi ve kültürünü yansıtan Zofia Teyze'nin Hatıra Evi bulunuyor. Ayrıca çeşitli dönemlerde düzenlenen ağaç oymacılığı, müzik festivalleri, resim heykel sergileri, her yıl Haziran ayının 1 ve 2'nci hafta sonlarında düzenlenen geleneksel Polonezköy Kiraz Festivali gibi kültürel aktiviteler ile zaman zaman karşılaşabilirsiniz. Polonezköy Kiraz Festivali süresince Polonya'dan gelen folklor ekiplerinin gösterileri ve köy kilisesinin bahçesinde resitaller düzenleniyor.

İster günü birlik, ister hafta sonu Polonezköy'e gelip doğayla baş başa bir dinlenme imkanına sahip olabilirsiniz. Polonezköy, güzelliklerini yaşamak isteyenler için dört mevsim sizi bekliyor :)

Pazar, Mart 03, 2019

Üvercinka - Cemal Süreya

Mart 03, 2019 13 Comments
Cemal Süreya'yı da, bu şiirini de çok severim. Mart geldiyse bahar yakındır. Baharın gelişi de bir şiir ile kutlanır. :)


Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
                                                              kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
                           Afrika dahil


Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse 

                                                  değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna

                                                            diziyorlar
Bütün kara parçalarında
                            Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika hariç değil

Salı, Şubat 26, 2019

Mektup Nasıl Hazırlanır?

Şubat 26, 2019 10 Comments

Mektup Arkadaşlığı Nedir? Mektup Arkadaşı Nasıl Bulunur? Nasıl Mektup Gönderilir? Hepsini anlattığım bu yazımda anlatmıştım. Şimdi ise mektuplarımı nasıl hazırladığımdan bahsedeceğim. :)

Mektuplarımı hazırlarken öncelikle almış olduğum renk renk zarfları süslemekle başlıyorum. Bazen de desenli kartonlardan veya kraft kağıtlarından kendim zarf yapıyorum. 

Zarfım yani alt zeminim hazır olduktan sonra eğer zarfım desenli değil ise üzerine yapacağım süslemeyi karar veriyorum. Çünkü desenli bir zarfın üzerine bir şeyler eklemek karmaşık görünmesine yol açabiliyor.


Süsleme işlemimi çeşitli stickerlar, desenli bantlar (ki bunlara washi tape, masking tape ya da decorative tape de deniyor), esk kitap sayfaları ve etiketler ile sağlıyorum. Sticker dediğimiz aslında zarfın üstünde hoşumuza gidecek ve zarfın en fazla yarısını kaplayacak şekilde olan resimler diyebiliriz. Açıkçası benim de böyle bir şeyden daha önce haberim yoktu, hiç görmemiştim yani. Mektuplaşmaya başladıktan sonra bir çok şey öğrendim. Ben bu tür stickerlardan hiçbir mağazada görmedim. Gören varsa lütfen yorum bıraksın :) Bu stickerlar genelde aliexpress ya da ibeking gibi sitelerde satılıyor. Fiyatları da uygun. Ama ben henüz almadım. Ben hoşuma giden resimleri kendim düzenleyerek çıktısını alıyorum. Gayet de işimi görüyorlar. Tercihe göre etiketli kağıda da çıktı alınabiliyor.


Gelelim en sevdiğim, bantlara! Desenli bantlar, mektuplaşmaya başladığımdan beri vazgeçilmezim oldular. Gördüğüm her kırtasiyeye girip bant sorar oldum. :) İlk bantlarımı tedi'den almıştım. Ama tam istediğim gibi değillerdi. Daha sonra milyoncu diye tabir edilen mağazalarda ve değişik kırtasiyelerde de buldum. Ama en sevdiklerim tabii ki miniso'dan. minido bir japon mağazası. Biraz fiyatları pahalı diyebilirim. Bir pakette 7 tane var ve 25 tl. Bir de miniso benzeri mumuso var. mumuso ise kore mağazası. Orada daha değişik bantlar vardı ve miniso'dan da pahalıydı. Tanesi 8 tl idi. Tabii ki dayanamayıp bir tane aldım ve hem de sakuralı! Bugün ise bir kore mağazası daha keşfettim, adı yoyoso. Burada da yine tanesi 8 tl idi.

Zarfta adres yazacağımız yer, eğer zarfımız düz bir zeminden oluşuyorsa, zarfın üzeri de olabilir. Fakat etiketlere ya da adres yazmak için kendi oluşturduğumuz değişik kağıt parçalarını ben daha çok tercih ediyorum. Zarfın genel görünümüyle uyum sağlayacak şekilde özellikle kraft kağıtlarından kendim oluşturuyorum.


Bildiğimiz küçük stickerlardan da ekleyebileceğiniz gibi renkli kalemler ile yazılar, şekiller çizmek de sizin yaratıcılığınıza ve hayal gücünüze kalmış.


Gelelim mektubun içine neler koyduğuma... Zarfın içine tabii ki ilk olarak mektup yazımı ekliyorum. Yazımı genellikle renkli kağıtlara yazıyorum ve kağıtları süslemeyi de ihmal etmiyorum. Eğer elimde kartpostal varsa kartpostal koyabiliyorum. İstanbul temalı kitap ayraçları ekliyorum. Ve tabii ki çaylar... Değişik bitki çayları olmazsa olmazlardan. Hatta sadece çay takası yapan insanlar bile var dünyada.

Bugüne kadar bana gelen mektupların çoğunun içinden stickerlar ve bant örnekleri çıktı. Bu işin olmazsa olmazı gibi. Fakat benim yeterince bantım ve stickerım olmadığı için mektuplarıma bunlardan koyamadım hiç. Bana gelenleri ise ne kendim kullanmaya kıyabiliyorum ne de başkasına göndermeye :) Benim gibi olan var mı yoksa mektuptan çıkan her şeyi kullanıyor musunuz? :)


Bütün bunlar dışında takvim yaprakları, dergilerden gazetelerden kesilen ülkemizi anlatan resimler, yazılar olabilir. Resimli not defterlerinden koparılan not defteri kağıtlarından da ekliyorum ve bana gelen mektupların çoğundan da çıkıyor. Değişik desenli, simli, parlak kağıtlar da çıkıyor kimi zaman mektuplarımdan. Ben hiç o tür kağıtlardan görmedim İstanbul'da. Gören duyan var mı merak ediyorum. İstanbul'da olmama rağmen aradığım kırtasiye ürünlerini bulamıyorum maalesef. Bildiğiniz, duyduğunuz, ürün çeşitliliği fazla olan yerler var mı, varsa lütfen söyleyin :)


Son olarak da sıra pullara geliyor. Mektubumuzu kapattıktan sonra hassas tartı ile ölçüp ona göre pul fiyatımızı ptt'nin gönderi ücretleri sayfasından öğreniyoruz ve ona göre pul yapıştırıyoruz. Eğer elimizde pul yoksa da ptt'ye gittiğimizde oradaki görevliler yardımcı oluyor zaten.

Mektup yazmak, zarf süslemek, içine küçük hediyeler koymak bir terapi gibi aslında. Postaya verdikten sonra ise heyecanla ulaşmasını beklemek ve ulaştıktan sonra da karşındaki kişinin senin özenle hazırladığın mektubunu beğenerek mutlu olması asıl mutluluk oluyor.


Her şeyin çok çabuk tüketildiği bu teknoloji çağında böylesine nostaljik bir eylemi gerçekleştirmek ve bunun için aylarca beklemek sadece bu işi severek yapmakla mümkün. Birçok kişide olduğu gibi benim de karşıma iyi niyeti suistimal edenler insanlar çıktı. Bu iş bir hobi ve gerçekten istenildiği için yapılmalı. Sonuçta kimse beni mektup göndereceksin diye zorlamadı. Ben sevdiğim için içimden gelerek yapıyorum. Bence herkes de böyle yapmalı. 

Ben mektuplarımı genelde bu şekilde hazırlıyorum. Umarım mektup hazırlamak isteyenlere yardımcı olabilmişimdir :)